21 Şubat 2008 Perşembe

[Daughters_of_Ataturk] KURAN’DA BAŞI KAPAMAK GEÇMİYOR

Uzun bir yazi, ama bence cok mantikli...
 
Vaktinizi alacak ama bence deger,
 
Sevgiler,
 
Ebru
 
KURAN'DA BAŞI KAPAMAK GEÇMİYOR


Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah'a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.

24 Nur Suresi 31

Kadını kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin çarpıttığı ayetlerin başında bu ayet gelir. Bu ayetteki "hımar" kelimesi geniş manalı bir kelime olup örtü manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Allah eğer "hımar" kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi "hımarürres" gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece "res" kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan "hımar" ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söyenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı 'res' ile vurgulanır.

Üstelik ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen 'cuub' kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi belirtmek için, hem Hz. Musa'nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer.) "Hımar" kelimesi sırf başörtüsü manasına gelse bile bu ayetten başı örtmek değil, yine yaka dekoltesini kapatmak anlaşılacaktı. Üstelik başörtüsünü Kuran'a maletmek isteyen zihniyet, açık bir saptırma yaparak "felyedribne" fiilini "salsınlar" diye tercüme etmeye kalkmıştır. Böylece ayeti okuyan "başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar" şeklinde okuyacaktır. Oysa hiçbir şekilde "darabe" kökünden türeyen "felyedribne" fiili "salsınlar" manasına gelmez. Bu fiille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran'da salsınlar, indirsinler manasında "felyüdnine" kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi "felyedribne" fiili yerine "felyüdnine" fiilini kullanabilirdi. Bu örnek bize gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gereğinde Kuran'daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini göstermektedir.

Ayette diğer dikkat etmemiz gereken nokta "süsler" kelimesi ile neyin kastedildiğidir. Bizim kanaatimize göre "süsler" kelimesi ile özellikle "göğüsler" kastedilmektedir. Çünkü ayetteki tüm noktalarla mantıklı bir şekilde göğüs bölgesinin uyum sağladığı kanaatindeyiz. Birincisi, ayette yaka açıklarının kapatılması geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür. İkincisi, ayette gizlenen süslerin belli edilmesi için ayakların yere vurulmaması geçiyor. Ayaklar yere vurulduğunda vücutta belli olacak yer özellikle göğüslerdir. (sütyenin o dönemde icad edilmediğini düşünürsek bu daha da iyi anlaşılır.) Üçüncüsü, ayetten kendiliğinden görünenler hariç süslerin kapanması söylenmektedir. Ne kadar kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın özellikle iri göğüsler, çeşitli fiziksel hareketlerde, hatta rüzgarın esmesiyle elbise yapışınca bile kendini belli edebilir. Ayetten bunun doğal olduğu anlaşılır. Dördüncüsü, ayette süslerin kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran'daki diğer ayetlerden kadınların bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını emzirdiğini görüyoruz. Kadının, babası gibi yakınlarının yanında, çocuğu acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın özellikle bu konuda kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz. Tüm bu izahlara göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı için süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna varabiliriz. Süsler kelimesinden ziynet, takı gibi maddelerin anlaşılamayacağı ayetin bütünsel olarak ele alınmasıyla açığa çıkar. Çünkü ayette kadınların süslerini kendi kadınları yanında açabileceği geçiyor. Takı gibi maddeler tahrik unsurundan daha çok hava atma unsuru olabilir. Eğer bu hava atma olayı engellenilmeye çalışılsaydı, buna ilk karşı cins erkekler yerine, aynı cinsten olan kadınlar dahil edilirdi. Ayrıca ayakları yere vurunca hangi ziynet, takı eşyası belli olur? Kendiliğinden gözüken ziynet, takı ne olabilir? Araf suresi 31'de ziynet eşyalarının mescid yanında giyilebileceğinin söylenmesi, takıların cami yanı gibi en kalabalık yerlerde de teşhir edilebildiğini, yani saklanmasına gerek olmadığını gösterir. Görüldüğü gibi mantıksal bir elemeyle gidildiğinde ayetin özellikle göğüs bölgesinin kapanmasını vurguladığı anlaşılır.

Alıntı: Hanifdostlar.com

KURAN'DA TESETTÜR KELİMESİ YOK


Günümüzde kadının kapanması için kullanılan "tesettür" ifadesi de Kuran'da geçmez. İslam adına etrafında bu kadar büyük fırtınalar koparılan bir kavramın, yani "tesettür" ifadesinin İslam'ın temel kaynağı olan Kuranı Kerim'de bulunmaması önemlidir. Demek ki "tesettür" kelimesi dîni bir kavram olarak sonradan oluşturulmuştur.


"Ayette geçen "humur" ve onun tekili olan "hımar" kelimesi kadınların başlarına örttükleri beze verilen özel isim değildir. Herhangi bir örtüdür. Bir şeyi örten şeye "hımar" yani o şeyin örtüsü denir." Arapça sözlükler El Mucem ul Vasıf, El Müncid, Lisanı Arap, Tacul Arus'dan "hımar"ın temel manasının "örtmek" olduğunu göstermektedir. Anlaşılıyor ki mezheplerin yorumundan sonra "hımar" kelimesi ile sırf başörtüsünün anlaşılmaya çalışılması, bu sözlüklerde bu kelimenin bir manasının "başörtüsü" olmasını sağlamıştır. Fakat kelimenin temel manası mezheplerin kelimeleri tahrif etmesine rağmen bu sözlüklerden bile bellidir. Daha evvel açıkladığımız gibi ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu söylenir, baştan bahsedilmez.

"Arapça'da kadınların başlarına örttükleri şeyin özel adı "hımar" değil "mikna" ve "nasıyf"tır. Hangi Arapça sözlüğe bakılırsa bakılsın "mikna(çoğulu mekani)" ve "nasıyfın" hanımların başlarını örttükleri kumaşın adı olduğu yazılıdır."


KURAN'DA ÜNİFORMA YOK


Kadınların kapanması konusunun daha da iyi anlaşılması için ikinci olarak Ahzab suresinin 59. ayetini de inceleyelim:


Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle cilbablarını(elbiselerini) üzerlerine giysinler. Bilinip incitilmemeleri için bu daha uygundur.


33 Ahzab Suresi 59


Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime "cilbab"dır. "Cilbab" Arapça'da gömlek, elbise gibi üste giyilen giysileri ifade eden bir kelimedir. Fakat hiçbir şekilde cilbab; belli bir yerden belli bir yere kadar örten giysi manasına gelmez. Gelenekçi İslamcıların kimisi kadının yüzü de dahil vücudunun tümünün örtülmesinin farz olduğunu, kimisi iki gözü, kimisi tek gözü dışındaki her yerini örtmesinin farz olduğunu, en ılımlıları ise yüz, eller ve ayaklar dışında her yerini örtmesinin farz olduğunu savunurlar. Oysa kadınların kapanmasıyla ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran'da açıklananlar bu iki ayetle sınırlıdır. Yani kadınların başını örtmesi, peçe giymesi ve diğer anlatılan sınırlar Kuran'ın değil geleneklerin ve şahsi görüşlerin dine sokulmasının sonucudur. Eğer Allah böyle katı sınırlar çizmek isteseydi, bir ayette "Cilbabla; yüzünüz ve elleriniz dışında her yerinizi örtün" şeklinde bir sınırla kapanmanın sınırlarını çizebilirdi. Örneğin abdest ile ilgili ayette Allah, yıkanacak yerleri tek tek saymış ve "Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın" gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur. Eğer Allah kapanmada da kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Geçmiş kavimlerin başına gelenleri bile detaylarıyla anlatan Kuran, her şeyi açıkladığını kendisi söyleyen Kuran, eğer kapanmada sınırları belirlenmiş bir ölçü olacaksa ve bu bir tek cümleyle bile açıklanabilecekse, niye bu cümleyi içermesin? Bu açıklamanın olmaması, haşa Allah'ın unutmuş olmasından değil, bilakis bu tarzda kesin bir sınır koymak istememesindendir. Yukarıdaki 33Ahzab suresi 59. ayeti ele alırsak, ayette kesin hatları olmayan esnek bir ölçünün olduğunu görürüz. Ayetten, üzere alınan elbiseyle kadının bilineceğini, böylece incitilmeyeceğini anlarız. Kadın namuslu bilinirse, bilinmemeden dolayı bir incitilmeye uğramaz. Bazı insanlar namussuz, fahişe sandıkları kadınlara takılıp onları incitebilir. Ayet kadının üzerine elbise alıp bunu önlemesini sağlıyor.


Peygamber'in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam'ın hakimiyetinden önce putperestlerin Kabe'de haccı çıplak yaptığı söylenir. (Kurtubi, el Camiil Ahkamil Kuran 7/189) 33Ahzab suresi 33. ayetten de İslam'dan önceki cahiliye döneminde kadınların süslerini açığa vurduğunu anlayabiliriz. Kendi dönemindeki ölçüyü ve fahişe kadınların açıklığının derecesini bilen kadınlar, elbiselerini ona göre ayarlayıp bu tacizden kurtulurlar. Günümüzde de eğer böyle bir durum olursa; kadınlar, kendi yörelerini, geleneklerini, şartlarını gözönünde bulundurup, kendilerini fahişe tipli kadınlardan ayırıp tacizden kurtulurlar. Burada şuna dikkat edelim; kadınlar elbise giyip tanınmamaktan dolayı oluşan tacizden korunur. Toplumda kadın nasıl giyinirse giyinsin taciz edecek adamlar da olabilir. Ayet namuslu bilinmemeden dolayı oluşan tacizi önlüyor ve bunu önlerken "daha uygundur" tarzında yumuşak ifadeler kullanıyor. Yoksa bazı erkeklerin beğendiği bir kadını terbiyesizce taciz etmesi bu ayetin konusu değildir. Ayetin esnek ve şartlara göre ayarlanacak ifadesinden anlaşılmaktadır ki kadın cilbabını (elbisesini) öyle giyecektir ki; çıplaklığıyla fahişe mesajı verenlerden ayrılacak, tanınacak ve böylece tacizden korunup, daha uygun bir hareket tarzında bulunacaktır. Kıyafet nasıl olmalıdır sorusu görüldüğü gibi ayetin içinde gizlidir; kıyafet ayetin amacına uygun olmalıdır. Eğer ki amaç yerine sınırlar önemli olsaydı ve bunda katılık gerekseydi, Allah ayeti ona göre indirirdi. Kapanmayı temel olarak bu iki ayet tarif etmektedir. Kapanmayı tarif etmemesine rağmen, kadınların giyimine değinen son ayetse 24Nur suresi 60. ayettir:


Nikah arzuları kalmamış, hayızdan kesilen kadınların süslerini göstermeye çalışmadan siyablarını (giysilerini) çıkarmalarında kendilerine bir günah yoktur. Sakınmak için iffetli davranmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah İşitendir, Bilendir.


24 Nur suresi 60


Bu ayette geçen "siyab" kelimesi de hiçbir şekilde belli bir yerden belli bir yere kadar olan bölgeyi kapatan bir elbise manasına gelmez. Bu ayetten, belli bir yaşa gelmiş kadınların, kıyafetlerine daha az dikkat edebileceğini anlıyoruz.



YAŞAR NURİ ÖZTÜRK'E

TESETTÜR / ÖRTÜNME İLE İLGİLİ

SIKÇA SORULAN SORULAR

  

 

Bayanlar namaz kılmak için abdest alırlarken başlarını örtmeli mi? Bir bayanın namaz kılarken en makbul şekildeki örtünmesi nasıldır? 

Başın örtülmesi hiçbir durumda zorunlu değildir. En makbul örtünme derecesi el, ayak ve baş dışındaki bölgelerin örtülmesidir. İsteyen başını da örtebilir, bu bir tercih işidir. 

 

Tesettürün tarih boyunca, özellikle kadınların sosyal statüsünün sağlanmasında gerekli olduğunu görmekteyiz. (köle-hür ayrımı) Bu yüz yılda bu ayrım kalktığı için saçların örtünmesinin önemi kalmış mıdır?

Yaklaşımınız saçların örtünmesi açısından doğrudur. Abdest uzuvları tesettüre tabi değildir. Baş da bir abdest uzvudur.

 

Hıristiyanlık ve YAHUDİLİKTE kadın ve erkeklerin giyimi hakkında kurallar var mıdır? Tesettür gibi.

Vardır. Örneğin baş örtüsü İncil'de, Pavlus tarafından bugünkü şekliyle istenmektedir.

 

Başörtüsünün dindeki yeri bir tarafa, takmak isteyenlerin engellenmesi din açısından doğru mudur? 

Başını örtmek isteyenlerin engellenmesi insan hakları açısından doğru değildir.

 

Başörtüsü konusunun 14 yüzyıl boyunca sizin görüşünüzden farklı anlaşılmasının nedenleri nelerdir? 

Bu konuyu 14 yüzyıl boyunca benim gibi anlayanlar da vardır. Ancak eski zamanların böyle bir meselesi olmadığı için Kur'an'ın bu konudaki görüşü irdelenmemiştir. Herkes örfî hayatını yaşamaya devam etmiştir. Ortadoğu'da birçok ülkede sadece kadınlar değil erkeklerde başlarını kapatmaktadırlar. Anadolu'da yakın zamanlara kadar başı açık gezen erkeklere bile iyi gözle bakılmazdı. Bunlar bizim için ölçü değildir. Bizim için önemli olan Kur'an'ın ne dediğidir. 

 

Başörtüsünün zorunlu olmadığını vurgulayan âlimlerden birisiniz. Diğer âlimler gerçeği kavrayamayacak kadar yetersiz mi? 

Konunun gerçeği kavrayıp kavrayamamakla bir ilgisi yoktur. İşin esası, geleneği tedirgin etmeme hesabından kaynaklanmaktadır. 

 

Başörtüsü konusundaki yorumunuza Hz. Peygamber döneminden dayanak bulabiliyor musunuz? Bu konuyu sizin gibi yorumlayan İslam âlimleri var mıdır?

Elbette benim gibi yorumlayan İslam âlimleri vardır. Hz.Peygamber döneminde cariye ve köle kadınlar baş açık dolaşıyor ve namazlarını o şekilde kılıyorlardı. O halde başı örtmek veya açmak din değil, örftür. Kur'an'ın istediği göğüslerin örtülmesidir.

 

Kur'an'dan ve sizin kitaplarınızdan anladığım kadarıyla örtünme emri GÖĞÜS'E yapılmış. Muhammed Esed'in mealinde de İmmar, müşrik kadınların süs olarak kullandığı şal. Benim başım kapalı, sınavlara girmedim. Ailem başımı açmama karışmıyor ancak saptığımı söylüyorlar. Ne yapabilirim? 

Başınızı örtmeniz veya açmanız sizin tercihinize kalmıştır. Kur'an'ın sizden istediği abdest uzuvlarının dışındaki vücut bölgelerini kapatmaktır. Baş kapanma bölgesi dışındadır. Bunun aksini söyleyenler kendi tercihlerini dinleştirmiş olurlar. 

 

"Başınızı örtmeniz veya açmanız sizin tercihinize kalmıştır. Kur'an'ın sizden istediği abdest uzuvlarının dışındaki vücut bölgelerini kapatmaktır. Baş kapanma bölgesi dışındadır. Bunun aksini söyleyenler kendi tercihlerini dinleştirmiş olurlar." diyorsunuz. "Baş, kapanma bölgesi dışındadır." Sizin mealinizde Nur Suresi 31 ise şöyle: "örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar." Siz de Kur'an mealinizde başörtüsü diyorsunuz; eğer baş kapanma bölgesi dışında ise başörtüsüne ne gerek var? 

Emrin gereklilik ifade etmesi için açık ve kesin olması gerekir. Teknik ifadeyle ayetteki emrin müteallakı (ilişkin olduğu nokta) göğüstür. Yine teknik ifadeyle vücup göğse ilişkindir. Başın örtülmesi vücuba bağlanmamış, tercihe bırakılmıştır. Esasen Kur'an, abdest'i, vücudun açık havaya maruz kalan bölgelerine uygulatmaktadır. Yani başın örtülmesi emir değildir. Ayette başörtüsü kelimesinin geçmesi hiçbir şekilde başörtüsü ile ilgili bir emrin gerekçesi olamaz. Buna tefsir ve fıkıh kuralları da izin vermez. Kaldı ki kelimedeki başörtü anlamı aslî anlam değil örfî anlamdır. Kısacası emrin vücup (gereklilik) ifade etmesi manaya delaletin kesinliği şartına bağlıdır. Anılan ayette başın örtülmesine ilişkin değil kesin delalet, zannî delalet bile yoktur. 

 

Siz başörtüsü takmamanın günah olmadığını söylüyorsunuz. Hollanda'dan yazıyorum ve buradaki bir cami hocası, kadınların görünen her bir saç kılı için 70-80 yıl cehennem azabı göreceğini söylüyor. Düşünceniz nedir?

O hoca , din adına yalan söylediği için cehenneme kendi gidecektir.

 

Siz örtünme emri İslam'da var ama başörtüsü takmak farz değildir diyorsunuz. Açıklar mısınız? 

İslam'ın örtünme emri başı içermemektedir.

 

bir mealde Ahzap-59.ayet : "Ey Peygamber! eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine alsınlar. bu, onların tanınmaları ve incitilmemeleri için çok daha uygun bir yoldur. Allah gafûr'dur, rahîm'dir. " şeklinde tercüme edilmiş.

Burada kavramı çağdan çağa ve coğrafyadan coğrafyaya değişebilsin diye Kur'an "dış giysi" tanımını kullanmış. Bu tanım sadece "başörtüsü" nü işaret eder şeklinde yorumlamıyorum. Düşünceniz nedir?

O ayetin başörtüsüyle zaten bir ilgisi yoktur. Ayet, evlerinde neredeyse tamamen çıplak dolaşan Arap toplumuna dışarı çıkarken derli-toplu giyinmesini emrediyor.

 

İslam tarihinde başörtüsünü, sizin gibi örtülmesi zorunlu kısımlardan görmeyen ilim adamları var mıdır? Bunların günümüzde yaşayanları ve eski bilginler kimlerdir

Elbette vardır: Sait b. Cübeyr, el-Cassâs, Fazlurrahman, Hüseyin Atay, Hatemî...

 

Erkek ve kadının örtünme ölçüleri nelerdir? Bir erkek, karısının İslam'a aykırı olan örtünme şekline müdahale edebilir mi? 

Kadınların abdest organları dışındaki yerlerini, erkeklerin ise edep yerlerini örtmeleri Kur'an'ın emridir. Erkeğin kadına örtünme konusunda önerileri ve teşvikleri olabilir. Ancak baskı uygulayamaz. 

 

Siyah örtülerle sadece gözleri görünenler acaba örtünme ile ilgili Kur'an ayetlerini bilmiyorlar mı? Bayanların örtmesi gereken yerler belli iken neden kendilerine işkence ediyorlar? 

Bu sorunun cevabını ben de çok merak etmekteyim.

 

İslam'da cariyelerin durumu nedir? Onlarla evlenmeden cinsel İLİŞKİYE girmek neden caizdir? Kur'an'da hür kadınlarla cariyelerin ayrılabilmesi için getirilen örtünme hükmüne ne diyorsunuz?

Kur'an'da "cariye" diye bir kelime yoktur." Cariyeler" için düzenlenmiş ayrı bir örtünme hükmü de yoktur. Ancak antlaşmalarla ilişki kurmak Kur'an'da geçmektedir. Buna muta denir. Çok sıkı şartları vardır.

 

Örtünen kadınlara sadece, "Örtünmeyen cehenneme gider." deniliyor. Yani sadece örtünmeleri, şeriatın kitabını yazan erkeklere göre, kadının sorumlulukları açısından yeterli. Esas diğer kurallar var. Kaldı ki, sizin mealinizde göğüs yırtmaçlarının kapatılması diye yazıyor. Her lafınızın üstüne atlayan muhalifleriniz niye bu lafınızın üzerine atlayıp günlerce tartışmadılar? Herhalde tartışmayarak konuyu kaynatmaya çalışıyorlar. Tv'de görüşü alınan türbanlı, yetkili bir bayana Nur Suresi'ndeki göğüs yırtmacı kelimesini sordum. Kem küm etti. En son göğüs kafesi dedi. Sonra da göğüs kafesi diye bir şey yok dedi. Bence bu işin üzerine biraz daha gidin. Bunlar konuyu tartıştırmayarak unutturmaya çalışıyorlar. 

Örtünmeyle ilgili söylediklerinizin tümüne katılıyorum. Elimizden geleni yapacağız. 

 

Esas olan göğsün örtülmesidir, diyorsunuz. O zaman baş örtüsünü niye başımıza bağlıyoruz, onun yerine şalı boynumuza dolasak Allah'ın sözlerine uygun bir örtünme OLUR MU? Ayrıca bu baş örtüsü gelenekten ibarettir diyorsunuz. Gelenekse, Hz. Hatice'den veya Hz.Fâtıma'dan kalma bir gelenek midir yoksa farz olmadığına göre sünnet midir?

Örf anlamında sünnettir. Kimden kaldığı önemli değildir. Göğsünüzü istediğiniz şeyle kapatabilirsiniz. Şal şartı yoktur.

 

Nur Suresi'nin 31. ayetini (Örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar) şeklinde www.kuran.gen.tr adresinde meal olarak vermişsiniz. Bu sitede ise aşağıdaki soruya verdiğiniz cevap çelişki yaratmıyor mu?

Soru: Müslüman kadınları kastederek "Başın örtülmesi zorunlu değildir." diyorsunuz. Böyle ise 1400 küsür yıldır Müslüman kadınların başlarını örtmeleri ve İslam ulemasının baş örtüsü gereklidir demelerinin hikmeti nedir?

Cevap: Yıl fazlalığı bir şeyin gerçeğini değiştirmez. 1400 yıldır kitleler tercihlerini öyle kullanmışlardır, buna saygı duyulur. Ancak zaman uzunluğu dinde hüküm gerekçesi değildir. 2800 yıllık gelenekler de vardır. Bunları da din mi sayacağız? 

 

O ayetten teknik olarak çıkan mana, başların örtülmesi değil açılmasıdır. Baş örtüsü kelimesinin kullanılması, dikkatleri başın örtülmesinden göğsün örtülmesine çekmek içindir. Ne yazık ki geleneksel tutum, alışkanlıklarını dinleştirmek için bunun tersini yapmıştır. Nur 31. ayeti bütünüyle okumak ve abdestte yıkanan uzuvların açık tutulan bölgeler olduğunu unutmamak gerekir.

 

Abdest uzuvlarının örtülmeyeceği hangi ayetlerde belirtilmiştir? 

Örtülen yerleri belirten ayetler, nerelerin açık kalacağını da göstermiştir. 

 

Kadınların örtünmesi gereken yerlerini kitaplarınızda ve sohbetlerinizde açıklıyorsunuz. Ancak örtünmüş görünmekle beraber, son derece dar ve vücut ölçülerini âdeta verircesine bir örtünme ne derece iffete ve kadını korumaya yöneliktir? 

Biz din adına kıyas yaparak ölçü koyamayız. Elbisenin şekli, rengi, deseni, inceliği, kalınlığı serbest bırakılmıştır. Bu sözünü ettiğiniz toplum örflerinin dikkate alınmasını, bu anlamda bir titizliği gerektirir ancak din adına haram-helal hükmü olmaz. 

 

Müslüman kadınları kastederek "başın örtülmesi zorunlu değildir." diyorsunuz. Böyle ise 1400 küsür yıldır müslüman kadınların başlarını örtmeleri ve İslam ulemasının baş örtüsü gereklidir demelerinin hikmeti nedir? 

Yıl fazlalığı bir şeyin gerçeğini değiştirmez. 1400 yıldır kitleler tercihlerini öyle kullanmışlardır, buna saygı duyulur. Ancak zaman uzunluğu dinde hüküm gerekçesi değildir. 2800 yıllık geleneklerde vardır. Bunları da din mi sayacağız? 

 

Ayetlere göre Kur'an, kendisinde en ufak bir şüphe olmayan apaçık bir kitap. Ancak birçok emir farklı kişiler tarafından farklı algılanıyor. Örneğin baş örtüsü size göre dinin emri değilken başka birine göre farz. Açıklar mısınız? 

Bahsettiğiniz tartışmalar Kur'an'dan çıkmıyor. Kendi mezhep anlayışlarını Kur'an diye kutsallaştıran gelenekçi taassuptan çıkıyor. Kur'an bir konuyu yoruma açık bırakmışsa bu bir tutarsızlık ve çelişme değil Kur'an'ın akla bıraktığı bir serbestlik alanıdır. 

 

Saçın abdest uzvu olduğunu söylüyor, dolayısıyla örtülmesinin şart olmadığını belirtiyorsunuz. Buna delil olarak Nur-31'i gösterenlere de karşı çıkıyorsunuz. Bizler kime uyacağımızı şaşırdık. Bu konuda rahatlatıcı bir-iki delil yazarsanız müteşekkir oluruz.

Delil, Nur Suresi 31 ve abdestin bizzat kendisidir. Ayeti sonuna kadar dikkatlice okuyun. Örtülmesi istenen göğüstür. Şaşıracak bir durum yok. Şaşırmak isteyen her zaman şaşırır.

 


HÜSEYİN HATEMİ'YE

TESETTÜR / ÖRTÜNME İLE İLGİLİ

SORULAN SORULAR

 

Radikal'den Neşe Düzel'in Hatemi ile yaptığı roportaj'dan alınmıştır.

 

 

MÜSLÜMAN BİR TOPLUM, YENİ YAŞAM BİÇİMLERİNİ KENDİ DİNİNİN KURALLARINA KARŞI GELMEDEN BENİMSEYEBİLİR Mİ ?

Çağın gerektirdiği yaşam biçimlerine karşı çıkan hiçbir kural ve ilkesi yoktur İslamiyet'in. Mesela kadının örtünmesi mübalağalı bir örtünme değildir. Örtünmek erkek için de vardır. Hatta Nur Suresi kadından önce erkek için edebe uygun örtünme emreder.

 

SAÇINI GÖSTERMEDEN BAŞINI ÖRTMEK ABARTILI BİR ÖRTÜNME Mİ ?

Onlar sonraki yanlış birikimin sonucudur. Kuranı kerim'de böyle örtünme yok. Ama ben bunu söylediğim için ölüm tehdidi alır hale geldim.

 

KADIN KURAN'A GÖRE NASIL ÖRTÜNMELİ ?

İşte sizinki gibi. Sizin örtünmeniz İslami bir örtünme. Hatta boynunuz bile örtülü sizin. Boynunuzu da açabilirsiniz. Kadın vücuda sımsıkı yapışmamış, çok dar olmayan giysiler giymelidir. Çünkü erkek fizyolojisi bakışla tahrik olur. Kadın ise görmekle kolayca tahrik olmaz. Onun için erkeğin örtünmesi biraz daha hafif tutulmuştur. Kadının gögüslerini de örtmesi lazımdır. Göğüsleri dekolte bırakmamak için örtüsünü iki yandan bürünür. Kuranı kerimde örtünme bundan ibarettir. Yoksa kadının sesinin namahrem olması, iki gözünün dışında hiçbir uzvunun açıkta kalmaması, hatta Mekke'ye ve Medine'ye gittiğimde gördüğüm gibi bazı kabile kadınlarının gözlerine Mandrake gibi deri bir maske geçirmesi, bunların hepsi sonradan yanlış sapmaların bir sonucudur. Kuran'daki ayetleri yorumlarsak, İslam kadının yüzünü örtmesini, çarşafa bürünmesini, hatta saçının tek teli görünmeden başını örtmesini emretmiyor.

 

Geçenlerde Yaşar Nuri Öztürk bir televizyon programında 'Fıkıhı aynen uygularsanız karşınıza Taliban çıkar' dedi. Bu sözden, İslam hukuku olan fıkıhı aynen uygularsak Taliban gibi yaşayacağımız, bu yaşamı benimsemiyorsak fıkıhta reform yapmamız gerektiği sonucu çıkıyor. Öztürk'ün saptamasına katılıyor musunuz?

Eğer fıkıhı şeriatta olması gereken anlamda değil de, yanlış anlamda kullanıyorsak, Yaşar Nuri Öztürk'ün dediği doğrudur. Yerleşmiş fıkıhı yeniden tabii hukuka uygun hale getirmek gerekir. Yoksa fıkıhı bugün bizde de bazı mollaların anladığı gibi anlarsak, elbette ortaya Taliban çıkar. İslam hukuku el kesme, kadına ayırımcılık yapma, zina etti diye kadını veya erkeği yarı beline kadar gömerek taşlama değildir. Bunlar hep sonraki İslam'a aykırı zararlı birikimlerdir. Bu müzahrefatın, bu çöplüğün temizlenmesi lazımdır. Bu tarihi çöplüğün bir kısmını, mesela recm cezasını biz Yahudilerden devraldık.

 

İslam hukuku olan fıkıhta bir reform yapmak mı gerekiyor?

Reform yerine bir 'öze dönüş', bir 'Rönesans' dersek kendimizi daha iyi ifade etmiş oluruz. Çünkü reforma gerek yoktur, zira Kuranı kerim tabii hukukun nihai ve bozulmamış metnidir. Tabii hukuk değişmez, evrensel temel kurallardır. Bunlar adalet, eşitlik, hakkaniyet ve dürüstlük ilkeleridir.

 

Hıristiyanların reform dediğine biz 'içtihat' diyoruz. Müslümanlık için içtihat kapısı açık mıdır?

İçtihat kapısının kapanması diye bir şey yok ama fiiliyatta açık değildir.

Müslüman toplumların çok ciddi bir kadın sorunu var. Kadını toplumsal hayata sokamıyorlar.

 

Müslümanlar kadını toplumsal hayata katmak için İslam'da ne tür değişiklikler yapmak zorundalar?

Kadın sorunu, dar anlamda İslam'dan doğan bir şey değil. Bu sorun, eşitlik ilkesinin bilincinde olunmamasından doğuyor. Yoksa bizim kitabımızda kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldı, şeytana uydu ve insanların büyük günahla lekelenmesine yol açtı, insanlık lanete kadın dolayısıyla müstahak oldu diye hiçbir şey yok.

 

İslam dini kadını ezmenin, erkekle eşit görmemenin dayanağı nasıl yapılıyor peki?

O tamamen safsatadan ibarettir. Hazreti Peygamber'in veda hutbesi özetle bir insan hakları beyannamesidir.

Ama bunu da ne hale getirmişler.

 

'Kadınlarınız size itaat etmezse yaralamamak şartıyla hafifçe dövebilirsiniz'

 

gibi şeyler Kuran'a uyan şeyler değil. Kuranı kerim'deki dövmeyi de gene yanlış yorumluyorlar. Yanlış yorumlanan o kadar şey var ki. Kuran'ın bütünü içinde dövme diye bir şey yok. Ama ben bunu 1978'den beri anlatamıyorum.

 

Bu ülkede kalabalık bir din adamları kadrosuyla Diyanet İşleri Başkanlığı var. Oradaki din âlimleri bu gerçeği niye söylemiyorlar da, bir tek siz söylüyorsunuz?

Diyanet İşleri başkanlarının bazıları kötü birikim dolayısıyla benimseyemiyor. Bazıları da benim söylediğim bazı şeyleri anlıyor ama söylemeye hafifçe cesaret ettikleri takdirde hemen o kadar ağır hücumlara maruz kalıyorlar ki, hemen çevir kazı yanmasın yapıp, ben öyle söylemek istemedim diyorlar.

 

Ama aynı Diyanet İşleri Başkanı geçenlerde Mülümanlık'ta reform konusunun gözden geçirilmesini önerdi.

Türkiye Müslümanlık'ta yapılacak reformlar için İslam âlemine öncülük yapabilir mi?

     Yapamaz. Diyanet gerçekten özerk olmadıkça böyle bir reform olmaz. İyi anlamda    

     reform bu birikimsizlikte olmaz. Diyanet İşleri Başkanı, izinsiz iyi şeyler söylerse, o

     zaman da o uluslararası örgütün, baskı grubunun İslam'a bir sempati uyanmasını

     engellemesiyle susturulur, derhal değiştirilir.

 

kaynak: http://www.ataturkcukadinlar.org/islamdakadininortunmesi.html

 


Express yourself instantly with MSN Messenger! MSN Messenger __._,_.___

Sema Karaoglu, Founder               Meltem Birkegren, Director
www.DofA.org
www.wearetheturks.org

Daughters of Atatürk is proud to promote Turkish Heritage across the globe. Mustafa Kemal Atatürk shaped the legacy we proudly inherited.
His integrity and dynamism and vision constantly inspires us. We are thankful to him for walking the untrodden path, achieving the unimaginable dream, living the eternal vision. We are the Turks, we are the future of Turkey.




Your email settings: Individual Email|Traditional
Change settings via the Web (Yahoo! ID required)
Change settings via email: Switch delivery to Daily Digest | Switch to Fully Featured
Visit Your Group | Yahoo! Groups Terms of Use | Unsubscribe

__,_._,___

Hiç yorum yok: