TÜRBAN
Okuyamayanlar icin: http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=tuncaytemiz
Anayasa Çalışmaları
AKP mutlak iktidar çoğunluğunu ele geçirdiği, türban cephesinin de "İnşallah! Hak gelecek, batıl zail olacak" diye özel bir önem verdikleri 22 Temmuz seçimlerinin hemen ardından ilk icraat olarak yeni sivil anayasa çalışmasına başladığını ve halen hazırda bu konuda akademik bir ekibe sipariş verilmiş olduğunu kamuoyuna beyan etti. Bu birçok kişiyi ilk anda şaşırttı. Neden di bu acele? Onca konu bekler iken hem de bir oldubittiye getirme telaşıyla neden yeni bir anayasa yapımı gündeme getiriliyordu? Ne olabilirdi bunun örtülü amacı? Bir kamuoyu yönlendirme manevrası mıydı? Yoksa gizlenmesi gereken bazı icraatlar için perdeleme mi yapılıyordu?
Oysa yanıt çok basitti. İktidar kritik icraatlarını gerçekleştirmekte sıklıkla anayasal engellerle karşılaşmıştı ve bu engeller aşılmadan manevra kabiliyetlerinde sürekli kısıtlamalar ile karşılaşacaklardı. Orman arazilerinden, özelleştirmelere, çok kültürlülükten Türkiyeliliğe, Ordu-MGK etkinliğinden burada konumuz olan türbana kadar. Özellikle toplumu din temelinde yapılandırmanın ve yeni açılımlar yapmanın önündeki temel engel anayasa idi. Bürokrasi içinde kurumlara paylaştırılmış güçlerden oluşan devlet yapısı, iktidarın serbestisinin ve keyfiyetinin önündeki engellerin başında geliyordu. Bunu da ancak söz konusu kurumların görev tanımlarının yeni anayasal düzenlemelerle sınırlandırılmasıyla aşılabilirlerdi. Ancak gündemin terör nedeniyle değişmesinden ötürü anayasa çalışmaları ikincilleşerek şimdilik arka plana atıldı.
Evet, türbana ilişkin dolaylı ya da doğrudan işaret eden bir düzenleme yeni anayasa içine mutlaka yerleştirilmek isteniyordu. Buna hemen itirazlar yükseldi; türbana ilişkin bu güne kadar bırakın herhangi bir yasayı, sadece yönetmelik, talimat ve teamüllerle düzenlenmiş olan bir durumun anayasada ne işi vardı? Anayasa bu tür ayrıntıların yeri değil, ille bir düzenleme gerekiyorsa bunu yasa ile düzenlemek mümkün iken neden ille de anayasa deniyordu?
Bunun nedenini anlayabilmek için biraz hafızamızı yoklamamız yeterli. Türban konusunda en büyük kırılma ne zaman olmuştu? Bunu anımsadığımız anda yanıt da netleşir. Bilindiği üzere Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi, türbanla okuma hakkının gasp edildiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye aleyhine dava açmıştı. Bu dava sürerken, benzer bir başvuru Mahkeme tarafından reddedilince Hayrünnisa Gül, eşinin o dönemde aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Dışişleri Bakanı olması nedeniyle oluşan tuhaf, hem davacı hem de davalı durumdan davasını geri çekerek kurtulmuştu. Tabii davanın reddedileceği de önceki emsal teşkil eden kararla zaten kesinleşmişti. Mahkemenin kararı türban cephesinin neredeyse bütün kozlarını elinden almış gibiydi. Türban cephesi, İnsan Hakları Mahkemesini siyasal bir karar alarak insan haklarını ihlal etmekle suçlasa da, karar bağlayıcıydı. Peki, bunun yeni anayasa çalışmaları ile olan ilgisi nedir? Bunun yanıtı ise Mahkemenin türban aleyhine verdiği kararın gerekçesinde yatıyor.
AİHM türban yasağının Türk Anayasasından kaynaklanan meşru temelleri olduğu görüşüne hükmetmişti.
AİHM'nin Türban Kararının Gerekçesi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, türban konusunda açılan bir davada Türkiye'yi haklı bulurken, üniversitelerdeki türban yasağı konusundaki müdahale için Türk yasalarının meşru temelleri olduğunu bildirdi. Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'nin üniversitede türbana izin verilmesinin anayasaya aykırı olduğu yolundaki kararına atıfta bulunan AİHM, yüksek idari mahkemelerin de üniversitelerde türban takılmasının cumhuriyetin temel ilkeleriyle bağdaşmadığı yolunda görüş belirttiğini hatırlattı. ''Üniversitelerdeki türban yasağının, başvuruyu yapanların üniversiteye kayıt yaptırmadan önce de var olduğu'' hatırlatılan gerekçeli kararda, ''yine başvuruda bulunanların kayıt yaptırdığı sağlıkla ilgili okullarda giyim konusunda da talebelerin uyması gereken özel kurallar olduğuna'' işaret edildi. Gerekçeli kararda, Türkiye'de türban konusundaki müdahalenin ''gerekliliği'' konusunda birbirlerini tamamlayan laiklik ve eşitlik ilkelerinin temel alındığının gözlendiği ifade edildi. Kararda, Türk anayasasının, laikliğin, demokratik değerlerin korunması, din özgürlüğüne dokunulmazlık ilkesinin ve vatandaşların yasa önünde eşitliği ilkesini sağladığı görüşünü taşıdığı bildirildi. Anayasası Mahkemesi'nin, ''bu ilkeleri ve değerleri savunmak için bir kimsenin dinini göstermesine kısıtlamalar getirebileceği'' yolundaki görüşüne atıfta bulunulan gerekçeli kararda, AİHM'nin de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre bu yoruma katıldığı bildirildi. Gerekçeli kararda, laiklik ilkesinin Türkiye'de demokratik sisteminin korunması için gerekli olduğu vurgulandı. ''Türk anayasasında da kadın haklarının korunduğu'' hatırlatılan kararda, kadın erkek eşitliğinin, AİHM tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en önemli maddelerinden biri olduğu ve üye ülkeler tarafından da uygulanmasına büyük önem verildiği vurgulandı. Kararda, bunun Türk anayasasının içinde de önemli bir yer aldığına işaret edildi. AİHM'nin kararında, Türk anayasasının da belirttiği gibi, dini sembollerin taşınmasının, zorunlu olarak dini bir görev olarak değerlendirildiği ve sunulduğu yorumu yapıldı ve bu sembolleri taşımayı reddedenlere yapacağı etkinin göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulandı. AİHM'nin kararında, kadın erkek eşitliğine değer veren ve çoğunluğu İslam inancını paylaşan toplumda, kamu düzeninin sağlanması ve diğerlerin haklarının ve özgürlüklerinin sağlanması için bu karara varıldığı bildirildi. Gerekçeli kararda, Türkiye'de aşırı siyasi hareketlerin varlığının ve bu hareketlerin kendi dini sembolleri ve dini kurallara dayalı bir toplum dayatma isteğinin de göz ardı edilmemesi gerektiği kaydedildi.AİHM'nin türban olayındaki kilometre taşlarından biri olan kararı özetle böyle.
Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "Arrowsmith" davasında bir davranışın din özgürlüğü kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini test etmek için ilk olarak bu davranışın "söz konusu dinin bir icabı" olup olmadığını, ardından da bu icabın kamu düzenine, kamu güvenliğine, başkalarının hak ve menfaatlerine bir zarar verip vermediğine bakılması gerektiğini belirtmişti. Türban üzerinde sayılı din alimleri arasında türbanın dini bir gereklilik olup olmadığı üzerinde bir uzlaşma yoktur.
Tüm bunları ayrıntıları ile özellikle alıntılıyorum çünkü önümüzdeki süreçte türbana ve türban bağlamında dinsel yaşam ve kamusal alan hatta olası çok hukukluluk tartışmalarına ilişkin tüm çatışmaların dönüp dolaşıp geleceği yerlerin başında AİHM kararları nedeniyle Avrupa Konseyi olacaktır. Türbana geçit vermek, Avrupa tarafından laik yaşamdan din, yani İslam eksenli bir yaşama geçişin adımı olarak algılanacağı için türban olgusu tek başına bile Türkiye'nin AB ile ilişkilerini belirleyecek bir statüye ulaşma risklerini içinde taşımaktadır. Avrupa bu konuda taraftır, türbanı bir dinsel özgürlük sorunu olarak algılamaya son derece uzaktır. Dinsel bağnazlığın acılarını yüzyıllarca ödemiş ve ardından yine sancılı süreçler içerisinden Rönesans ve reform hareketlerini gerçekleştirebilmiş bir Avrupa'nın belleğinde dinlerin hele hele islamiyetin yükselişi tam anlamıyla uygarlıklarına karşı bir tehdit olarak halen hazırda tanımlıdır. Türbana yöneliş bu bağlamda Avrupa Birliği projesinden Türkiye'nin uzaklaşması demektir. Açıkça dile getirilmekten çekinilse de Türkiye'nin AB içinde yeri olmadığını dile getirenlerin, özellikle de Sarkozy'nin ağzındaki bakla budur. Dinin konjektürel yükselişi de bu cephenin elindeki kozları artıracaktır.
Bütün bunlar gelişirken, konunun cephelerinin başında gelen Rektörler Komitesi adına açıklama yapan ODTÜ Rektörü Akbulut, Yeni Anayasa'nın tamamen bir siyasal ideolojinin yansıması olarak taraflar ve uzlaşma olmadan hazırlandığını savunarak, üniversitelere türbanla girişe olanak verecek bir düzenlemenin, "Üniversitelere dinsel simge" ile girmenin kapısını açacağını ve bu olgunun hem Anayasa'nın laiklik ilkesine, hem Danıştay kararlarına hem de AİHM kararlarına aykırı olacağını söyledi. Akbulut, yanlışta ısrar edilirse Rektörlerin AİHM'ne gideceklerini açıkladı.
AIHM kararlarının çevresinden dolanarak türban yasallığını gerçekleştirebilmek uğruna AKP Avrupa Konseyi'nden Türkiye'nin çıkarılma riskinin yolunu açtığının farkında mıdır? Belki de zaten buna hazırlar, hatta bunu istiyor da olabilirler. Şahsen AKP'nin tavanı ile tabanının bu konuda ayrı düştüğünü düşünüyorum. Kanımca, Tavan AB'yi isterken Taban AB'yi bir Hıristiyanlaşma hatta dinden çıkmaya doğru giden yol olarak gördüğünden AB'ye ekonomik işbirliği dışında tümden karşıdır. Konu içte olduğu gibi dışarıda da Türkiye'nin başına bir baş belası olma potansiyeli taşıyor. Öte yandan yerinde sayan Avrupalı halkların nüfusuna göre Avrupa'nın her yanında geometrik olarak artmakta olan Müslüman göçmenlerin toplumsal yaşam paradigmalarının farklılığı yüzünden Avrupa'nın da başına bir iç bela olma potansiyelini taşımaktadır. Türkiye'de ki gelişmeler paralelinde Avrupa kendini bu konularda bir takım siyasi sınırlandırıcı kararlar alma eğilimine şimdiden girmiştir. Karşıtlar buluşmaya değil gerilmeye doğru gitmektedir. Medeniyetler İttifakı masalının sonu yakın olup Medeniyetler Çatışmasının yükseleceğini öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Gazap tohumları çoktan atılmıştı. Gelecek ise nelere gebe bunu bize zaman gösterecek.
Öte yandan, biraz eskiye dönüp unutulanları anımsatmakta yarar görüyorum. Fazilet partisinin kapatılma davasında Anayasa Mahkemesinin yorumu şöyleydi; "Anayasa'da Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan laiklik ilkesine karşı olanların güçlü bir siyasal sembol olarak kullandıkları türban konusunda FP Genel Başkanı, Genel Başkan Yardımcıları ve milletvekilleri ile kimi belediye başkanlarının kararlı, ısrarlı ve süreklilik gösteren faaliyetleriyle temel hak ve özgürlüklerin güvenceye alındığı demokratik hukuk devletini değil, din kurallarının geçerli olduğu bir toplumsal modeli gerçekleştirmeyi amaçladıkları açıktır." Bu parti kapatıldı. Peki değişen nedir? AKP farklı bir konumda mıdır? Aynı çabaların katmerlisi yürütülmekte değil midir?
Değişen güçler dengesidir.
O zaman Anayasa Mahkemesi'nin bir üyesi olan Haşim Kılıç karşı oy yazısında türbanla meclise gelen Merve Kavakçı'nın eylemini savunurken "Partinin kapatılmasında ağırlıklı olarak gerekçe gösterilen bayan bir milletvekilinin başörtüsü ile yemin etmek üzere TBMM'ne gelmesini de sözleşmeye (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) aykırı eylem olarak kabul etmek olanaklı değildir." Diyordu. O günün üyesi bu gün o mahkemenin başkanıdır. Avrupa İnsan hakları Mahkemesi'de söz konusu kapatmayı onayladıktan sonra, türban cephesi AİHM'mi taraflı olmak ve hukuk dışılık ile suçlayacaklardı. Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yine türban konusunda bunu AİHM bilmez "Ulema" bilir diyerek çok hukukluluğu telaffuz etmeye başlamıştır.
22 Temmuz sonrası soldan AKP'ye devşirilen TBMM İnsan Hakları Komisyon Başkanı Prof. Dr. Zafer Üskül, türbanlı öğrencilerin öğrenim hakkının, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM´in verdiği kararlar çerçevesinde üniversiteler tarafından engellendiğini söylerken " Burada bir insan hakkı ihlali olduğu ortada. Bunun da çözüme kavuşturulması gerekir" diyor. Taslak metnin 2008 başlarında meclise getirileceğini söylüyor ardından.
17 Ocak 2008 günü siyasal partileri denetleme yetkisini elince bulunduran hatta kapatma davalarını açabilen tek yetkili merci olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Başbakan'ın tırmandırdığı türban tartışmaları üzerine bir açıklama yaparak "Türban serbestliği laik ve üniter yapıya aykırı faaliyet alanları yaratabilir" dedi. Daha önce tam da bu sözlerle yani "laikliğe ve üniter yapıya aykırı faaliyetlerin odağı olmak" gerekçesiyle Refah Partisi kapatılmıştı. Başbakan susmayı tercih etti. Arkasından Danıştay'da Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını anımsatarak Yargıtay Başsavcısının açıklamaları koşutunda bir demeç verdi. Başbakan sorulara yanıt vermiyor, susmaya şimdilik devam. Bu arada geçen hafta Başbakan'ın İran'la doğal gaz kesintisi hakkında konuştuğunu pazartesi gününden itibaren gaz verilmeye başlanacağını söyledi. Cumartesi oldu hala gaz yok. Bu nasıl bir diyalogdur nasıl bir itibardır üzerine bir kelime bile konuşulmadı. Bu olay türbanın neyi örttüğüne ilişkin sayısız örnekten biriydi.
Ve ardından Başbakan konuştu! Hayır konuşmadı, gürledi ve her zamanki üslubuyla medya dahil herkesi tehdit etmeye başladı.
Akıllar susunca sesler yine yükselmeye başlamıştı.
***
Bu yazdıklarımın üzerinden neredeyse iki ay geçti, Türban Türk kimliğini, Türk-İslam senteziyle tarihsel geçmişiyle sürekli biçimde kırdırmış olan MHP'nin payandalığında Meclisten geçti ancak geçirilenin aslında ne olduğunu geçirenler dahi bilmiyor. Neleri kapsıyor neleri kapsamıyor belli değil. Beceriksizliklerini örtbas etmek içinde uygulamayı görmek gerekir diyorlar. Rektörler ve türbanlılar karşı karşıya bırakılıp yeni bir anarşi ortamının kaçınılmaz biçimde ortaya çıkacağı kesinleşmişken bunu "uygulamayı görmek" olarak nitelendiriyorlar.
Devlet devlet değil sanki deney tüpü; bir tübün içine 3 ölçek yobazlık, 1 ölçek milliyetçilik, yarım ölçek inanç özgürlüğü ve eğitim hakkı, 3 ölçek halk dalkavukluğu koy, ayrı bir kapta kaynayan cehaletin içine bu karışımı dök ve erken seçimlere kadar pişir. Oyları topla, hasadı yap.
Yargı net biçimde tavrını ve duruşunu ortaya koydu. Şimdi de Yargıyı aşındırma çalışmaları başlatıldı hemen. Muhalefetin yasayı Anayasa Mahkemesine götüreceği ise kesin. Çözüm diye ortaya konan formül, fiili olarak "bölücülüğe" dönüşmüş durumda.
Erkekler ise, kadının boğazını yandan mı sıkalım yoksa çene altından mı sıkalım tartışmalarını hala bir karara bağlayabilmiş değil.
Tuncay Temiz
__._,_.___
Sema Karaoglu, Founder Meltem Birkegren, Director
www.DofA.org
www.wearetheturks.org
Daughters of Atat�rk is proud to promote Turkish Heritage across the globe. Mustafa Kemal Atat�rk shaped the legacy we proudly inherited.
His integrity and dynamism and vision constantly inspires us. We are thankful to him for walking the untrodden path, achieving the unimaginable dream, living the eternal vision. We are the Turks, we are the future of Turkey.
Change settings via the Web (Yahoo! ID required)
Change settings via email: Switch delivery to Daily Digest | Switch to Fully Featured
Visit Your Group | Yahoo! Groups Terms of Use | Unsubscribe
__,_._,___
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder