18 Mart 2008 Salı

[Daughters_of_Ataturk] “BOZA, BOOOOZA!”

 

 

 

“BOZA, BOOOOZA!�

 akilcagi@gmail.com

 

Okuyamayanlar ve yorumlariniz icin: http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=tuncaytemiz

 

Bu pet boza ÅŸiÅŸelerinin desenlerini neden oluklu yapıp içinde boza kalmasına yol açarlar anlamak mümkün deÄŸil? Ters çeviririm akmaz, bekletirim akmaz. Al iÅŸte, onca boza kaldı içinde, temizinden 2 çorba kaşığı daha var, atmaya da kıyamazsın. Gel de sinir olma ÅŸimdi.

Zaten yetiÅŸtiriliÅŸime uygun deÄŸildir sofrada yarım bir ÅŸey bırakmak. Kalırsa takıntı yaparım, çatlasan da patlasan da ille o lokma bitecek. Annem ne yapsın, işçi bir kadın, balla börekle büyütülmemiÅŸiz, “fakir olursunuzâ€� derdi, “yarım lokma bırakmayın sofrada. Arkandan gelirler öbür Dünyada.â€� Öyle deÄŸilmiÅŸ! Zenginler hala yarısını çöpe atıyorlar ve fakirleÅŸeni hiç görmedim desem yeridir. Bana gelince bu tabakta herhangi bir ÅŸeyi yarım bırakmama alışkanlığı obesiteden baÅŸka bir ÅŸey getirmedi bana. Önüne konan ne var ne yoksa ye bitir felsefesi ister istemez porsiyonlarını büyütmene yol açıyor. Sahi geçen okumuÅŸtum Amerika'da zenginler zayıf ve saÄŸlıklı, fakirler ise obesiteden ölüp duruyorlarmış. Yani obesite bir fakirlik göstergesi aslında. Bir düzensiz beslenme sorunu, fakir hastalığı. Gerçi bizimki biraz saklama sorunuyla da ilgili. Buzdolabı mı vardı o zamanlarda? Nereye koyacaktın yemekten artanı?

Oysa çocukluÄŸumuzda zenginliÄŸin sembolü, yalabık yüzlü bir ÅŸiÅŸkoluktu. İşin ilginci ÅŸiÅŸko adamlara "saÄŸlam" adam denirdi. Sumo güreşçisi gibiysen mahallede senden saÄŸlamı yok.

Nereden çıktı bu konu diyeceksiniz. Sadece elimdeki bozanın pet şişesini kesip içinde kalanları kaşıkla sıyırsam mı diye düşünürken aklımdan geçenleri yazmak istedim.

Eskiden bozacı geçerdi her akÅŸam,  akÅŸam yemeÄŸinin hemen sonrası, camımızın önünde "boza, boooza" diye seslenirdi ölçülü bir sesle ve küçük bir çan çalardı. Å�imdi havalı kornayla geziyor seyyar arabalar. Sabahmış, akÅŸammış umurlarında bile deÄŸil. Ölüyü bile uyandıracaklar. O derece. Analarını saygıyla! andığımızı bilmiyorlar mı, bal gibi biliyorlar, ancak aÅŸmışlar bunları. “KardeÅŸim çalma, ÅŸu kornayıâ€� diyorsun, sen daha lafını bitirmeden “biz aç mı kalalımâ€� diye lafı aÄŸzına tıkıyor. DeÄŸiÅŸik bir estetiÄŸi vardı bozacının çaÄŸrısının, iki sözcüğü bile kendine özgü bir makamla hoÅŸ bir ahenkle söylüyordu. Birinci kısa ikinci uzun. “Boza, boooza.â€� Çanda bildiÄŸimiz inek çanı. Onun sesi de karanlıkta baÅŸka bir hoÅŸlukla yayılırdı sokaÄŸa. Sanki hava kararmış ve sürü otlaktan dönüyormuşçasına bir köy özlemi gezinirdi sokakta. Odun sobasında tutuÅŸan odunların ışığı tavanımızda dans ederken Kemalettin TuÄŸcu romanlarını sabahlara kadar okur, kimseye çaktırmadan için için aÄŸlardık kahramanların kaderlerine. Bazen paraya kıyardık. “Boza alalımâ€� kararının sevinciyle koÅŸuÅŸturup pencereden bozacıya seslenirdi kardeÅŸlerden en hızlı davranan ve annem camdan tası uzatır bir "okka" boza alırdı. Her seferinde pazarlık yapar, “temiz mi bak?â€� diye sorardı. Fiyat deÄŸiÅŸmez, bozacının “abla, her akÅŸam buradayım ben, bir ÅŸey bulursan söyleâ€� demesinin iç rahatlığıyla pencere kapatılırdı. Boza almak bizim için bir ayrıcalıktı. Kırılmaz Palaks bardaklarımızla herkese silme birer bardak konurdu. Gözümle gördüm Cuma Pazarında, 8-10 Palaks bardağının üzerine bir tahta koymuÅŸ satıcı, üstüne de koca kamyonun tekerini çıkarmıştı ve sapasaÄŸlamdı bardaklar. Bardağın birini alıp ters biçimde yere kapatır, üstüne çıkıp döner ve bağırırdı. Hakikaten de kırılmazlardı öyle kolay kolay. Anne-Baba ve 3 kardeÅŸten oluÅŸan aile, 5 bardak dolusu boza, tam bir litre. Varsa üstüne de birkaç leblebi. Ben pek sevmezdim leblebiyi. Tarçın? Baharat dediÄŸin sokaÄŸa çıkarken elimize tutuÅŸturulan Sana yaÄŸlı ekmeklerin üstüne septiÄŸimiz “poyâ€� denen karışımdan ibaretti o dönemde. Tarçın ne arasın evlerde, onu bozacının kendisi müessese ikramı olarak seperdi, o da varsa. Bardağın dibinde kalanları parmağımızla sıyırır, parmaklarımızı yalardık en son. Tadı aÄŸzımızda kalırdı. Belki de böylesi güzeldi, yani doyamamak, hep aÄŸzımızda o güzel tadın kalması…

Å�imdi hala sokak bozacımız var. Bozacımızın muhtemelen bir sonraki kuÅŸağı hala aynı çan ve aynı ton sesleniÅŸiyle penceremizin önünden geçiyor. Sesi de aynı gibi sanki. Ancak biz temiz deÄŸildir, açıkta satılıyor falan filan diyerek almıyoruz. Plastik akıtma makinelerinden çıkan petler sanki çok saÄŸlıklı! Bilen yok, nedir ne deÄŸildir bu plastik pet ve poÅŸet olayı. Artık bozamızı, tarçını küçük bir poÅŸette pete ekli olarak alıyoruz marketlerden. Kapalı ve ambalajlı ya, güven! Pahalı ama markalı! Barkodu bile var. O aÄŸzımızda mayhoÅŸ boza tadının kaldığı, dudaklarımızı yaladığımız günler eskide kalmış, çoÄŸu zaman buzdolabında unutuyoruz ve ekÅŸiyor.

Günler gelip geçiyor. Bozacının çanı yine çalıyor kimi akşamları, "boza, boooza". Tedirgin oluyorum sanki kıstırılıyorum, hele zayıf bir anımda yakalanmışsam. Kim çıkarıp ta başını camdan, "bozacıııı" diye seslenecek?

Hadi seslendim diyelim, kim çıkıp ta alacak ki?

Yıllar geçmiş aradan, ne anne ne de baba... Kahreden anılar değildir insanı, koskoca yaşamların bir gün birer bellek kesitinden ibaret kalmalarıdır. Sana can verenin, yaşatıp, büyütenin bir anıya dönüşmesidir. Ölüm değildir asla insana koyan, ayrılıklardır insanı yaşayan ölülere döndüren.

Kim koşturacak pencereye? Hem birinci kattaydık o zamanlar, kolayca uzatıveriyorduk pencereden tası. Demir korkuluklar da yoktu ve pencereler açık uyurduk yazları. �imdi üçüncü, dördüncü, beşinci katlardayız. Yükselirken katlar göğe, yaşam yerde, toprak üstünde kalmış ve küsmüş bizlere, çıkmamış bizimle birlikte üstlere. Hiç anlayamamışız. Alarm taktırmayı düşünüyoruz bazen ve korkuyoruz açık pencerelerden…

Çıkıp ta seslensem mi? Ya bir de bozacıyla birlikte tüm anılar da çıkıp geliverirlerse bir yerlerden? Annem, Babam…

Ne yaparım?

Sus bozacı, sus! Çalma şu çanı! Bak Bahar geldi, bozanın mevsimi geçti, git işine!

 

Tuncay Temiz

18 Mart 2008

 

 

 

__._,_.___

Sema Karaoglu, Founder               Meltem Birkegren, Director
www.DofA.org
www.wearetheturks.org

Daughters of Atatürk is proud to promote Turkish Heritage across the globe. Mustafa Kemal Atatürk shaped the legacy we proudly inherited.
His integrity and dynamism and vision constantly inspires us. We are thankful to him for walking the untrodden path, achieving the unimaginable dream, living the eternal vision. We are the Turks, we are the future of Turkey.




Your email settings: Individual Email|Traditional
Change settings via the Web (Yahoo! ID required)
Change settings via email: Switch delivery to Daily Digest | Switch to Fully Featured
Visit Your Group | Yahoo! Groups Terms of Use | Unsubscribe

__,_._,___

Hiç yorum yok: